Kalp atış çizgilerine,çamaşır mandallamış bir insanım ben
Kalp atış çizgilerine,çamaşır mandallamış bir insanım ben
Gözümden süzülen bir damlada; eski film şeridinin sol yanında
Kedi gözleriyle, yoldan dışarı çıkmamaya çalışan otobüsün;
Bilmem kaçıncı koltuğundayım.
Asaletimi,çantama koyup yanımda taşımayı düşünürdüm, aptalcaydı bilirim..
Ayna kırmadım ben, kara kedi okşamadım kaderimle...
İzlemedim,görmek istemedim belki de..
Ya da sırtlandıklarımı yolun yarısında bırakıverdim..
Mızrapı,kendi gögüs kafesinde,
Senelik ağzında,asırlık sırları;
Okunmamış bir kitap gibi zekası;tozlu raflarında içinin
Küçük bir nefes aralığı bulmayı beklerdim..
Kapalı bir kapının,kırık kapı koluyum.
Kapana kısılmamış henüz kuyruğum,öyle derler..
İs lekesi,elimin acizane parmak izi, bir bilseler;
Umutlarım,son kullanma tarihi geçmiş,yanık kremidir içimde..
Zafer uğrunda savaşanlardan farklı ölmek,
Ya da,görünmez gibi;rahat anlayışımızı denetlemek..
Kendi vicdanlarımıza çamaşır suyu çekmek de,
Beyaz,hangi saflığın simgesi olabilir ki?
Ya da,saflık tek renge indirgenebilecek kadar adi mi?
Ruhuma işlemiş bir duygu ki,
Duygu demek belki hata..
Öyle ki,
Bir gökdelenin,gök delmeyen tarafından bir manzara..
Kara borsa,kara suratlarımız, farkında mıyız?
Plastik cerrahinin henüz ulaşamadığı,
İçimizin kalabalıkları...
Kır!
Hangisini kırmak istiyorsan onu kır,
İstersen içinin duvarlarını
İstersen de,dışının somut sevgi kalıplarını..
İnsan...
Canlı ırkının,cenaze adayı..
Bir dozaj merhametin altın vuruş geldiği zavallı!
Oysa ki,
Kimse alışmak zorunda değildi kendine..
Tanımak gereksiz bir başkasını,kendinle tanışmadan önce!
Hangi akla hizmet,yalnız omzumuzu,bir başkasına ödünçlemek,
Kalp atış çizgilerine çamaşır mandallamış birisini,
Yağmura,bilinçli teslim etmek?..
Ruhumun tek şeritli yolu..
Bir kaçış belki,normalimsi hayatımızdan,
En azından denemiş oluruz,
Kaçamasak da..
Çocukluğumdan,masumane gülücükler..
Şimdinin geyik muhabbetlerine yapışmış,bir sofralık geyikler!
İskambil kağıtlarıyla yaptığım kulenin,prensesini beğenmeyenler,
O kağıtlarla,pişti oynayarak kendilerini pişirsinler!
Aynı kalıp,farklı olmak derim ben bazen..
İmkansızda mümkünü görebilmek..
İçimizde,demir döverlerken,ağzımızı mühürletmek...
Oysa ki kan damlatıyor insan gözleri, bilirim..
Izdırap sızıyor her fısıltıdan, işitirim...
Zaman daralır,büyür tik tak çocukları,
Yuvadan uçar,vakti gelen kanatlar,
Uçmayanı da iterler aşağı..
Merhamet meselesi değil;
Gerekçemiz,ruhumuzdaki deprem alanı
Yüz binlerce ölü ve tek ben yaralı...