ahlak:
Ahlakin bir taklit oldugu su goturmez; kendini onaylamak icin varsaydigi gerceklik, taklitlerden ibaret bu dunyada varolamazdi (ki bu dunya ahlaki, iyi veya kotu taklit etmektedir, ahlakin varsayiminca); iyi ve kotu dunyanin disindadir ve bu yuzden mutlaktir, mutlak olarak vardir; ancak yasamlarin varligi ahlaka temel olmak yerine onu onaylamakla yukumludurler (idealist yanilsama, diyelim; yasamin ahlaki yeniden yorumlanmasi); ahlakin celiskisi varligini ampirik bir dunyada onaylama zorunlulugudur; ...
taklit:
Yansimanin farkliligini anladigi olcude aslindan farkli bir asil yaratabilir
sanat:
Dogru, sanat bir dil uretir; aslinda sanatin kendisi bir dildir; taklit hicbir zaman yalnizca taklit degildir, yani derdi yansitmakla sinirli olan; taklit bir yeniden varedistir; sanat bu yeniden varedisi, yani taklidi, en iyi daha dogrusu en ‘guzel’ beceren etkinliktir; sanatin urettigi dili, yani sanati, taniyabilmek icin (belki karsit) bir referans noktasi gerektir; sanat, bilgisine sahip olmadigi sey uzerinden kendisini icra ederken (ki bu kendi ...
ahlak:
Bilime birinci, sanata ikinci taklitci diyebilirsek, ucuncu taklitci ahlaktir; ahlak asil sahtekardir; derdi ne dogru ne de guzel taklittir; ahlak taklidin bitip kurgulamanin basladigi alandir; toplumsal veya dogal olana ‘iyi ve kotu’ dayatilir; toplumsal ve dogal olani taklit etmek yerine, bunlarin taklit oldugu fikrine dayanir ahlak; ahlak yansimayi tersine cevirir; taklidi tersyuz eder; yoklugunu mutlak varliga cevirir